Hukuk uygulamasında tecrübe kurallarının somutlaşmış hali olan “hayatın olağan akışı” kavramı, ispat hukukunun en dinamik ve aynı zamanda en tartışmalı enstrümanlarından biridir. Bu çalışma, 33 yıllık Cumhuriyet Savcılığı kürsü tecrübesinin süzgecinden geçerek; söz konusu kavramın Özel Hukuk, Ceza Hukuku ve İdare/Vergi Hukuku disiplinlerindeki işlevini ve sınırlarını analiz etmektedir.
Makalede, hayatın olağan akışının Özel Hukuk’ta ispat yükünü dengeleyen bir “karine” işlevi görmesine karşın; Ceza Hukuku’nda maddi gerçeğe ulaşmada bir “denetim aracı” olarak kalması gerektiği, asla somut delilin yerini alan bir “varsayım” haline getirilmemesi gerektiği savunulmaktadır. Özellikle “Mozaik Teorisi”, “Kastın Belirlenmesi”, “Objektif İsnadiyet” ve “İspat Yükünün Yer Değiştirmesi” başlıkları altında, kavramın masumiyet karinesi ile olan hassas dengesi irdelenmiştir. Çalışmanın temel özgünlüğü, 2025 yılına kadar uzanan en güncel Yargıtay Hukuk ve Ceza Genel Kurulları ile Danıştay kararlarını merkeze alarak, teorik tartışmaları yaşayan yargı pratiğiyle harmanlamasıdır.
Makalenin tamamını okumak için aşağıdan PDF olarak indirebilirsiniz.